Menü
Hesabım
Şifremi Unuttum
Sepetim
Pink Floyd’un Pompeii’deki Seyircisiz Konseri
14.11.2025

Pink Floyd’un Pompeii’deki Seyircisiz Konseri

60’ların sonu ve 70’lerin başı, rock müziğin sınırlarını zorladığı, deneysel seslerin yükseldiği bir dönemdi. Bu ortamda İngiliz progresif rock grubu Pink Floyd, yalnızca bir müzik grubu olmaktan öteye geçti; atmosfer, sahne, görüntü ve sesin bir bütün hâline gelebileceğini gösterdi. Grup, Syd Barrett’ın ayrılmasından sonra yeni yönelimler benimsedi; özellikle albümleri Meddle ve sonrasında The Dark Side of the Moon, müzik tarihinin mihenk taşlarından oldu. Pink Floyd’un yaratıcı süreci yalnızca enstrümanların ötesine geçerek, sahne sunumundan görselliğe, kayıt tekniğinden sinemaya kadar uzandı.

 

1971 yılına gelindiğinde, grup hâlâ ticari zirvelerine tam ulaşmamış olsa da yarattığı atmosfer, sahne enerjisi ve teknik yeniliklerle “bir sonraki büyük şey” olacağının sinyallerini veriyordu. Bu bağlamda, sıradışı bir konser filmi fikri doğdu: kalabalık bir dinleyici kitlesi olmadan, antik bir mekânda, sadece müzik, performans ve görüntünün buluştuğu bir deneyim. Bu fikir, tarihe geçmiş bir anın yaratılmasına kapı araladı.

 

“Pompei” Deneyimi: Seyircisiz ve Antik

1971 yılının ekim ayında, grubun yönetimi ve Fransız-Belçikalı yapımcı Adrian Maben işbirliğiyle, İtalya’daki antik Pompei amfi tiyatrosu resmî adıyla Pompei Amfitiyatrosu çekim mekânı olarak seçildi. Grubun normal sahne ekipmanları getirildi; ancak burada bir konser havası değil, bir film çekimi havası hâkimdi: seyirci yoktu, sadece müzik, amfi ve kamera kadrajları.

 

Bu kararın ardında iki güçlü düşünce bulunuyordu: Birincisi, kalabalığın etkisinden bağımsız olarak müziğin ve sahne atmosferinin çıplak hâliyle görünmesi; ikincisi ise antik mekânın doğal sessizliği, yankısı ve görsel etkisinin, rock performansıyla birleşince ortaya bambaşka bir iş çıkarabilmesiydi. Maben, Pompei’de dolaşırken “sessizliğin, taşların ve geçmişin” müziğe eşlik edebileceğini düşündüğünü belirtmiştir.

 

4-7 Ekim 1971 tarihleri arasında amfi tiyatroda kayıtlara başlandı. Grubun “Echoes”, “A Saucerful of Secrets”, “One of These Days” gibi altyapısı güçlü parçaları bu mekânda yeniden yorumlandı.

 

Çekimler sırasında teknik sorunlar yaşandı; örneğin ekipman için gerekli güç hattı yetersiz bulununca yaklaşık 750 metrelik kablo çekildi.

 

Ayrıca grup, hem performans kaydı hem de doğal mekânın akustiğiyle deneysel bir alanı keşfetti: seyirci yoktu ama tarih, taş duvarlar, ve yüksek sesle çalan amfi hoparlörleri vardı. Bu da sıradan bir konserden çok, bir ritüel-performans etkisi yarattı.

 

Filmin adı Pink Floyd: Live at Pompeii olarak 1972 yılında sinemalarda gösterime girdi.

 

Ancak bu yalnızca konser anı değildi; Paris stüdyolarında yapılan ek görüntüler ve grup içi çalışma sahneleriyle tamamlandı.

 

Zamanla film, yalnızca bir konser kaydından öte; bir atmosfer, bir zaman kapsülü ve bir sanat eseri hâline geldi.

 

2025’te ise film, Pink Floyd at Pompeii MCMLXXII başlığıyla 4 K olarak restore edilip yeniden vizyona giriyor. Görsel ve işitsel açıdan yenilenen bu versiyon, grubun o dönemdeki yaratıcı sınırlarını yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.

 

Perde Arkası Detaylar: Kayıt Sürecinden Teknik Zorluklara

Bu projeyi sıradan bir konser filminden ayıran pek çok teknik ve artistik unsur var. Öncelikle, Pompei’de kaydedilmesi planlanan performansın gündüz-gece çekimleri ve stüdyoya eklenen Paris görüntüleri, filmin dokusunu katmanlı hâle getiriyor.

 

Filmin yönetmeni Adrian Maben, kalabalık bir izleyici kitlesi yerine “sadece müzik ve mekân” fikrini savundu; bu da filmde izleyenin sadece müziğe ve görsele odaklanmasını sağladı.

 

Teknik olarak, ekip grupla birlikte normal sahne ekipmanlarıyla çalıştı. 8 track mobil kayıt cihazı getirildi ve daha sonra post-prodüksiyonda 16 track’e çıkarıldı.

 

Ayrıca, amfitiyatronun doğal yankısı ve sessizliği; Hoparlör sisteminin taş yapının ortasına kurulması; kamera ve ses ekiplerinin antik yapıda çalışması; her biri ayrı zorluk demekti. Günün sıcaklığı, taş zeminin ısı tutması, uzun kablo çekimleri gibi hususlar bu kaydı sıradışı hâle getirdi.

 

Grup, “normal bir konser” havasından ziyade, performans ardından kayıtlarını dinleyip yeniden prova yapma şeklinde ilerledi. Her parça birkaç kez çalındı; ardından uygun kamera açısı ve ses seviyesiyle tekrar edildi. Bu da, sıradan bir konserden farklı olarak “konser film üretimi” yaklaşımını gösteriyor.

 

Arka plandaki mekân görüntüleri Pompei sokakları, volkanik çamur izi, taş bloklar, performansla paralel çekildi; böylece müzik ve mekân birbirini tamamladı.

 

Neden Seyircisiz?

Seyircisiz bir performans fikri, o dönemde alışılmışın dışında olsa da oldukça stratejik bir karardı. Bunun birkaç nedeni vardı. Birincisi, kalabalığın enerjisi bazen müzik yerine “konser atmosferi”ne odaklanmayı doğuruyor; yönetmen ve grup, bu döngüyü kırmak ve sahneyle izleyici arasındaki bağı minimalize ederek yalnızca müzik ve mekân ilişkisini ön plana çıkarmak istediler.

İkincisi, antik bir yapı olan Pompei Amfitiyatrosu’nun kendine özgü akustiği, tarihsel dokusu ve terk edilmişliği, seyirci yükü olmadan daha güçlü bir estetik yarattı. Kamera, seyircinin bakışından bağımsız olarak doğrudan sahneye odaklandı ve izleyici “gözlemci” konumunda kaldı. Üçüncü olarak, bu yaklaşım filmin “rock konseri belgeseli” formatından ayrılıp “vizüel müzikal bir deneyim” olmasını sağladı.

 

Seyircisiz olmasının sonuçları da ilginçti: Grubun performansı daha kontrollü, yinelemeye açık, mekânın doğal ışığına ve hissine göre şekillenmişti. İzleyici sadece ekran/film aracılığıyla katıldı ve bu da zamanla filmin kült ikonu hâline gelmesini kolaylaştırdı. Ayrıca bu yapı, filmin sinema deneyimiyle müzik deneyimini birleştiren bir sanat eserine dönüşmesini sağladı.

 

Mirası ve Günümüze Yansımaları

Pink Floyd’un Pompei’deki bu özel projesi, sadece bir konser filmi değil; bir zaman ve mekân belgeseli, bir yaratıcı durak ve rock tarihi açısından bir kilometre taşı oldu. Filmin yeniden düzenlenmesi ve 2025’te 4K formatla tekrar vizyona girmesi bu mirasın canlılığını koruduğunu gösteriyor.

 

Bu deneyim, sahne dinleyici ilişkisini yeniden düşünmemizi sağladı: izleyici olmadan sahnenin var olabileceğini; hatta mekânın, sessizliğin ve görüntünün müzikle birlikte bir anlatı oluşturabileceğini gösterdi. Aynı zamanda müzik filminde görsel yerleştirme, mekân seçimi, akustik ve atmosferin önemini kanıtladı. Daha güncel olarak, restorasyon süreci ve yeni yayınlar Pink Floyd’un kendi tarihini yeniden yorumlamasına olanak tanıyor.

 

Sonuç olarak, bu konser film serüveni bize şu mesajı veriyor: Müziğin gücü yalnızca notalarda değil, zaman mekân bağlamında, performansın içinde ve ardından gelen yansımada da var. Bir grup dört müzisyenden ibaret değil; bir vizyondan, bir mekândan, bir zamandan ve izleyenlerle paylaştığı bir rüyadan ibaret olabilir.

 

Blog Son Eklenenler
Modal Electronics: ARGON, COBALT, CARBON
Modal Electronics: ARGON, COBALT, CARBON

Midi Klavyeler - Synthesizer

Synth dünyasında bazı markalar “çok özellik” ile öne çıkar; Modal Electronics ise bunun üstüne bir şey daha koyar: derin ses tasarımını sahnede ve stüdyoda gerçekten oynanabilir hâle getirir.  ARGON, COBALT ve CARBON serileri; menülerde kaybolmadan, hızlıca karakter yakalamayı seven müzisyenlere de; modülasyon, sekans ve dokularla saatlerce uğraşan sound designer’lara da hitap eder.  

Devamını Oku
16.01.2026
David Bowie: Ziggy’den Blackstar’a
David Bowie: Ziggy’den Blackstar’a

David Bowie, stil ve müziği en etkileyici şekilde birleştiren isimlerden biriydi. Kıyafetleri sadece birer kostüm değil, dönemsel manifestolardı. Müzikleri ise hit olmanın çok ötesinde, birer atmosferdi. Her albümde başka biri gibi davranmadı; gerçekten başka biri oldu. Bowie’nin kariyeri, bir figürün çizgisel gelişiminden çok, parçalı bir evren gibiydi. Her dönem başka bir enerji, başka bir tavır.

Devamını Oku
09.01.2026
Bose L1 Pro: Taşınabilir Line Array Rehberi
Bose L1 Pro: Taşınabilir Line Array Rehberi

Ses Sistemleri

Bose, 1964’te Dr. Amar Bose tarafından ABD’de kurulan ve ses deneyimini “yenilik” odağında geliştirmeyi hedefleyen bir premium ses teknolojileri markasıdır. Evde, hareket hâlindeyken ve otomobil içinde kullanıma yönelik çözümler geliştirir; yıllar içinde hoparlör teknolojilerinden araç içi ses sistemlerine ve gürültü engellemeye uzanan geniş bir ürün ekosistemi oluşturmuştur.

Devamını Oku
02.01.2026
Dünyaca Ünlü Şarkıcıların Sahne Öncesi Ses Isınma Rutinleri
Dünyaca Ünlü Şarkıcıların Sahne Öncesi Ses Isınma Rutinleri

Genel Kültür

Büyük bir sahneye çıkmadan önce yapılan rutinler nefes egzersizleri, rezonans çalışmaları, artikülasyon açma, vücudu ısıtma, hidrasyon, zihinsel odaklanma ve kısa prova aslında tek bir amaca hizmet eder: sesi güvenli ve kontrol edilebilir hâle getirmek. Ses telleri “soğukken” yüksek şiddette, uzun süreli ve stres altında çalıştırıldığında zorlanma riski artar; bu yüzden profesyoneller ısınmayı bir performans geleneğinden çok, sahne mesaisinin parçası olarak görür. Modern pop/rock konserlerinde devasa ses basıncı, uzun setlist’ler, kesintisiz hareket ve turne temposu bu ihtiyacı daha da büyütür.

Devamını Oku
19.12.2025
Ev Stüdyonda Davul Kaydı: İhtiyacın Olan Temel Bilgiler
Ev Stüdyonda Davul Kaydı: İhtiyacın Olan Temel Bilgiler

Genel Kültür

Davul, kaydı en çok emek isteyen enstrümanlardan biri. Akustik sette gerçek davul kasnakları, ziller, oda akustiği ve hava hareketi işin içindeyken, elektronik davulda vurduğun pad’ler aslında bir tetik sensörünü çalıştırıyor ve ses, davul modülünden ya da bilgisayardaki sanal enstrümanlardan geliyor. Yani birinde oda ve mikrofon fiziğiyle uğraşıyorsun, diğerinde dijital dünya, gecikme, modül ayarları ve MIDI devreye giriyor. Davulu diğer enstrüman kayıtlarından ayıran şey de bu: Vokal ya da gitar çoğu zaman tek bir kaynak gibi davranırken, davulda aynı anda farklı frekanslara sahip birçok parça, çok hızlı vuruşlar ve yüksek enerjiyle uğraşırsın. Bu yüzden davul kaydı, özellikle ev ortamında, hem müzikal hem teknik açıdan en dikkat isteyen kayıt türlerinden biri sayılır.

Devamını Oku
12.12.2025
Asimetrik, Bose Professional’ın Türkiye Distribütörü Olarak Yeni DesignMax Luna Serisini Tanıtıyor
Asimetrik, Bose Professional’ın Türkiye Distribütörü Olarak Yeni DesignMax Luna Serisini Tanıtıyor

Ses Sistemleri

Profesyonel ses dünyasında mimari ve ticari mekânlara odaklanan çözümler söz konusu olduğunda, Bose Professional uzun yıllardır küresel ölçekte referans alınan markalardan biri. Otellerden restoranlara, perakende alanlarından ibadethanelere ve üniversitelere kadar çok çeşitli projede kullanılan Bose Professional sistemleri, özellikle mimariyle uyumlu, tasarımı gözeten ve yüksek performans sunan yapılarıyla öne çıkıyor.

Devamını Oku
28.11.2025
SSL Super 9000; Miras moderniteyle buluşuyor
SSL Super 9000; Miras moderniteyle buluşuyor

Ses Kartı

Solid State Logic, yani SSL, 1969’dan beri profesyonel ses dünyasının en ikonik markalarından biri. İngiltere merkezli şirket; büyük format stüdyo miks masaları, sinyal işleyiciler ve bugün artık kişisel stüdyolara kadar inen yaratıcı araçlar üretiyor. Özellikle 4000 ve 9000 serisi analog konsollar, sayısız hit albümün arkasındaki “imza sound”un önemli bir parçası.

Devamını Oku
21.11.2025